14 Nisan 2016 Perşembe

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR

''Hayat tabii ki bir oyundur evladım. Hayat kurallara göre oynanması gereken bir oyundur.''
-Evet, efendim. Öyledir biliyorum. (Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun.

İnsanlar bazen, bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanırlar.

İşin gülünç yanı; bir yandan böyle palavra sıkarken, bir yandan da başka birşey düşünüyordum. Ben New York'luyumdur. Central Park'taki gölü düşünüyordum, şu Güney Central Park'taki yapay gölü. Göl donup buz tuttuğunda, ördeklerin nereye gittiğini merak ediordum. acaba, biri kamyonla gelip onları hayvanat bahçesi gibi bir yerlere filan mı götürüyordu, yoksa kendileri mi uçup gidiyordu?

Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.

Bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. Elinizde olsa da, onları büyük cam vitrinlere koyup oldukları gibi kalmalarını sağlayabilseniz.

Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?

Rastlarsa biri birine, çavdarlar arasında..

Büyük bir çavdar tarlasında oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgınca bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim.

Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bşr biçimde yaşamak istemesidir.

Bu dünyaya yalnızca iyi eğitilmiş insanların ve bilim adamlarının katkıları olabilir demeye çalışmıyorum. Ama diyorum ki, iyi eğitim görmüş insanlar ve bilim adamları, başlangıçta zeki ve yaratıcı iseler, yalnızca zeki ve yaratıcı olan insanlara kıyasla, arkalarında daha değerli şeyler bırakıyor gibiler.

Sakın kimseye birşey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.



J.D. SALINGER


21 Mart 2016 Pazartesi

KARAMAZOV KARDEŞLER ( 2.CİLT )

İnsanın bütün mutluluğu yaşaması için bir gün bile yeter.

İnsan için, baba evinde geçirilen çocukluk yıllarının anıları en değerli olanlarıdır ve ailede biraz aşk ve anlaşma varsa bu her zaman böyledir. En kötü aileden bile değerli anılar çıkabilir, yeter ki yüreğin değerli olanı aramayı bilsin.

İnsan dışındaki her şey günahsız.

İnsan dürüst ve adil birinin nasıl düşüp rezil olduğunu izlemeyi seviyor.

Dindar insan gider ama ışığı kalır.

İnsanoğlu peygamberleri kabul etmiyor ve kovalıyor; ama insan çilekeşlerini seviyorlar ve acı çektirdiklerine saygı duyuyorlar.

Cehennem, artık sevememenin acısıdır.

Kimileyin idama götürülen suçlunun aklında bile olayla hiçbir ilgisi olmayan, ikincil ne çok düşünce dolaşabilir.

İnsana öyle gelse bile doğada gülünç hiçbir şey yok. Eğer köpekler düşünebilselerdi ve eleştirebilselerdi, onlara buyuran insanların toplumsal ilişkilerinde de bir o kadar belki de daha fazla gülünç şeyler bulurlardı.

Herkes gibi olmayın; bir tek siz farklı kalsanız bile yine de farklı olun.

Öyle dakikalar oluyor ki, insanlar suçu seviyor.

Herkes kötülükten nefret ettiğini söylüyor ama içten içe kötülüğü seviyor.

''Çağımızda Tanrıya inanmak gericiliktir; ama ben şeytanım, bana inanabilirsiniz.''

Acı çekmek, yaşamaktır. Acısız nasıl bir zevk olurdu. Her şey sonsuz bir şükran ayinine dönüşecekti.

Biz, içimizde her şeye yer verebilir, her şeye alışabiliriz.

Biz, göz önünde yaşamayı seviyoruz ve en gizli tehlikeli düşüncelerimizi bile, tüm tasarılarımızı hemen bildirip insanlarla paylaşmaktan hoşlanıyoruz. Nedeni bilinmez; ama hemen insanların tam bir sempatiyle bize yanıt vermesini, tüm sorunlarımızı ve kaygılarımızı anlamalarını, bizi onaylamalarını ve alışkanlıklarımıza engel olmamalarını istiyoruz.


Görünüşte acımasız, taşkın ve önüne geçilemez insanlar genellikle son derece duygusal bir yüreğe sahiptirler. Örneğin bir kadına tinsel ve üstün bir aşkla sayrı biçimde bağlanabilirler.

Öldürülen yaşlı Karamazov gibi bir babaya , baba denilemez, o buna layık değil. Sevilmeyi hak etmeyen bir babayı sevmek, anlamsız ve olanaksız. Sevgi yoktan yaratılamaz.

Çocuklarınıza sevgi ve saygı ekmezseniz onlardan bunu biçemediğiniz için kendilerini nasıl suçlarsınız?

Bizi dünyaya getiren kişi henüz bir baba değildir; baba, bizi dünyaya getirip bunu hak eden kişidir.

Özellikle daha çocukluktan, baba evinden kalandan, daha üstün, daha güçlü, daha sağlam ve gelecekteki yaşamınız için daha yararlı anı yoktur. Size uzun uzun terbiyenizden bahsediyorlar, oysa çocukluktan kalan böyle güzel bir anı belki de aslında en iyi terbiyedir. Eğer insan, gelecekteki yaşamı için bunun gibi bir çok anı topladıysa o kendini kurtardı demektir.




FYODOR DOSTOYEVSKI

KARAMAZOV KARDEŞLER ( 1.CİLT )

Çoğunlukla insanlar, cani olanları bile, bizim düşündüğümüzden çok daha saf ve temiz yüreklidirler.

Gerçekçi bir insanı inanca götüren mucizeler değildir. Ciddi anlamda eğer gerçekçi biri inanmıyorsa, mucizenin kendisine de inanmamak için her koşulda kendinde o gücü ve yeteneği bulacaktır; Eğer ki mucize tartışılmaz bir şey olarak karşısına dikilirse bunu kabul etmektense kendi kendine inanmayı reddedecektir. Mucizeyi kabul etse bile, bugüne kadar bilmediği doğal bir olay gibi görecektir. Gerçekçi insanda inanç mucizede değil, mucize inançtan doğuyor. Gerçekçi insan bir kere inanırsa özellikle bu gerçekçiliği yüzünden mucizenin varlığını da kesinlikle kabullenmelidir. Havari Thomas, gözleriyle görmediği sürece inanmayacağını söylemiş, görünce ise ''Benim Allah'ım, benim Tanrım!'' demiş. Onu inanca götüren mucize midir? Büyük bir olasılıkla hayır; inanmış; çünkü inanmak istemiş ve belki de ''gözlerimle görmediğim sürece inanmam'' dediği sırada bile tininin derinliklerinde artık inanıyordu.

Halk arasında suskun ve sonsuz sabırlı acı vardır: İçine dönük sessiz bir acıdır, konuşmaz. Ama bir de patlayan türden bir acı vardır: Birden gözyaşlarına dökülür ve sonra da ağıta dönüşür. Özellikle kadınların acısı böyledir. Yine de bu, sessiz acıdan daha hafif değildir. Ağıt, insan yüreğini daha çok yaralayıp parçalayarak avutuyor. Bu tür bi acı avuntu da aramaz; bir türlü dinmek bilmeyen bir duygu ile beslenir. Ağıt da durmaksızın yarayı deşme gereksinimidir yalnızca.

Bu yeryüzünde gerçekten pişmanlık getiren bir insanın bağışlanmayacak günahı yoktur ve de olamaz. İnsan, Tanrı' nın sonsuz aşkını söndürebilecek büyüklükte bir günah işleyemez. Tanrı'nın kullarına duyduğu aşkı aşacak türden bir günah var mıdır ki?

Sevgi öyle değerli bir hazinedir ki, onunla tüm dünyayı satın alabilirsin.

İçinde temiz olmayan bir şey gördüğünde o artık arınmış oluyor; çünkü ayırdına varmışsınızdır.

İçten sevgi emek ve sabır ister.

Gerçek ceza tini sarsıp kendine getiren, huzura kavuşturan, kendi vicdanının ayırdına varma bilincidir.

Aşık olmak sevmek anlamına gelmez. Aşık olabilir ve ondan nefret edebilirsin.

Mantığın rezalet olarak değerlendirdiğine, yürek yalnızca güzellik diyebiliyor.

Günahtan ve şeytandan da yalnızca insanlar arasında değil, kutsal yerlerde de korunmak güçtür.

Narin bayanlar özellikle sefahat düşkünü alçakları seviyorlar.

''Aleksey Fyodoroviç, çam ağaçları insanlar gibi değil, onlar yavaş yavaş değişiyor.''

Hakarete uğramış bir insan için en acısı, herkesin onun koruyucusu olmaya kalkışması..

Tüm insanlara bir çocukmuş gibi, kimi insanlara ise hastanede yatan hastaymışçasına özen göstermek gerekir.

''İhtiyar Zosima, insan yüzünün aşkta deneyimsiz olan birçok kişinin sevgisinin engellediğini söylerdi.''

Eğer şeytan yoksa, dolayısıyla onu insan yarattıysa, kendi suretinde ve bir benzeri olarak yaratmıştır.




FYODOR DOSTOYEVSKI




24 Ekim 2015 Cumartesi

KUMARBAZ

İnsanlar yalnızca ruletin başında değil, her yerde birilerinin elinden birşeyleri kapıyorlar ya da onun bunun sırtından kazanç sağlıyorlar.

Gerçek bir beyefendi, kaybetse bile asla heyecanlanmamalı. Parayı küçük birşey olarak kabul edip, uğrunda tasalanmaya gerek duymamalıdır.

Zorbalık insanın doğasında bulunur. İnsan acı çektirmekten hoşlanır.

Kumar oynayanlar bilirler; bir insan yalnızca sağ ve sol elindeki kağıtlara bakarak neredeyse 24 saat oyun masasında kalabilir.

Kendi parası söz konusu olduğunda, dünyada hiçbir yaratık Mademoiselle Blanche ve onun gibilerş kadar ince hesaplar yapamaz, böyle bir cimrilik sergileyemez. Ama yalnızca kendi paraları için bu kadar dikkatlidirler.

İnsan gençliğini doya doya yaşamalıdır.

Ey, kendinden hoşnut insanlar! Şu gevezeler, bilgece öğütlerini başkalarına öğretmeye ne kadar da meraklılar! Bugünk durumu bütün iğrençliği ile ne kadar iyi kavradığımı bilselerdi, olasılıkla bana öğüt vermeye dilleri varmazdı.Bana bilmediğim, yeni, ne söyleyebilirler? Hem söyleseler ne çıkar? Sorun şu ki, çemberin bir kez dönmesiyle herşey değişebiliyor.

Gerçekten de insan en iyi dostunu karşısında aşağılanmış olarak görmekten zevk alıyor. Dostluklar, genelde aşağılanmanın üzerine kurulur.




FYODOR DOSTOYEVSKI

25 Ağustos 2015 Salı

DELİKANLI

Utanmadan kendini yazmak için alçakça kendine aşık olmalısın.

Nasıl oluyor da akıllı bir adamın dile getirdikleri kendinden daha aptalca görünebiliyor?

Bazen olaylar öyle bir gelişir ki insan hiç kopamaz.

Savunmasızların başına hep bu gelir: Yok oluşa gittiklerini bile bile giderler.

Her insanın bu gökyüzü altında görüşünü belirtmeye hakkı vardır.

Herkes dikkate alınmayı hak etmiyor.

Her kadın, ne anlatırsa anlatsın, yaşamı boyunca birilerinin boyunduruğu altına girme çabasındadır.

Gizli güçlere sahip olmak ve bunu bilincine varmak, açıkça egemenlik kurmaktan çok daha zevklidir.

Sözcüklerle dile getirilenden çok daha fazlası insanın içinde kalıyor.

İnsana, yapılacak bir şeyin yok nasıl denir? Yapılacak bir şeyin olmamasını hiç bir zaman tasavvur edemem! İnsanoğlu için çalışın ve gerisini dert etmeyin. Eğer dikkatlice bakarsak yapılacak o kadar çok iş var ki yaşam süresi buna yetmiyor!

Bir duyguyu ortadan kaldırabilmek için, yerine başka bir duygu koymak gerekir.

Neden kesinlikle soylu olmam gerekiyor? Üstelik her şey yalnızca bir an sürecekse?

Birçok güçlü insan, birilerini ya da bir şeyleri bulup ona tapınmak için doğal bir gereksinim duyar. Güçlü insan için bazen gücünü taşımak zor olur.

İnsanların kırıcı olmaları belki de daha iyi: En azından başkalarını kendilerini sevme zahmetinden kurtarıyorlar.

Yakınarak insanları onurlandırmaktansa , susmak on kat daha soylu bir davrnanıştır.

En basit şeyler, tüm derin ve aptalca düşünceler denendikten sonra görülür.

Kişilik sahibi olduktan sonra beceri,yetenek ve bilgi kendiliğinden gelecektir.

Bir 'hiç' i bile en tepeye götürebilen tek şey paradır.

Aptal insanlar her zaman gerekenden fazlasını söylerler ve bundan hoşnut olurlar.

İnsan içtenlikli olsa bile bazen tiyatrovari davranışlarda bulunabiliyor.

İdealsiz para toplumu mahva sürükler.

Yararlı olmaktan daha yüce bir şey yoktur.

İnsanlar doğaları gereği aşağılıktır ve korktuklarından dolayı severler.

Birileri dürüstlüğü vaaz ediyorsa kendisi de dürüst olmalıdır.

Ağızdan kaçırılan güzel bir düşünce, kadın için en ince iltifattan bile daha değerlidir.

Yaşamımızdaki küçük felaketler olmazsa yaşamaya değmez.

Sevgiyi hak etmek gerekir.

Herkes görevini yapsaydı ortaya herkes için yararlı bir sonuç çıkardı.

Eğer kendine saygı duyuyorsan sırdaşa gereksinim duymazsın.

Belki de bu bir düş.. Ama düşümüzü bizden almasınlar.

Sadelik, aslında kurnazlığın doruk noktasıdır.

Her insanın düşlemsel, sıradışı, yada mucize olarak gördüğü, koruduğu bir anısı, bir düşü, bir karşılaşması vardır.

En çok sevdiğin insanı en önce kırarsın.

Gülmek her şeyden önce içtenlik gerektirir.

İhtiyara mezar, ama gence yaşamak düşer.

İnsan kendi kendine eziyet eder.

Güçlü bir kişiliğin, güçsüz olana duyduğu aşk bazen eşit kişilikler arasındaki aşktan daha şiddetli. olabiliyor ve daha çok acı verebiliyor.

Tanrısız yaşamak ise gerçek bir acı.

İnsanın ruhunda hem en üstün idealleri hemde en büyük alçaklığı nasıl barındırabildiğine şaşırmışımdır. Üstelik bunu yaparken içtenliklidir.

Erkek özellikle yüce gönüllüyse, kadının tam bir kölesi olur.

Her şeyden çok üç kağıtçılık için dürüst insanlara gereksinim vardır.

İnsan yaşamında her işe ve her şeye zarar veren alışkanlık; aşırı heyecanlanmaktır.

Sözle her şey söylenebilir ya da ima edilebilir; ama cesaret edip harekete geçmek  güçlü kişilikli olmayı gerektirir.




FYODOR DOSTOYEVSKI


1 Mayıs 2015 Cuma

EZİLENLER

Dar bir konutta insanın düşüncelerinin de ne kadar daraldığını farkına vardım.

Bir güneş ışınının insan ruhuna yapabildikleri ne kadar ilginç!

Her şeyi anlıyorsun ve belleğinde kalıyor, olup bitenleri unutmuyorsun; bir de şunu anlıyorsun ki en ezik ve en son insan bile bir insandır ve senin kardeşindir.

Duygusal ve ince bir duyarlılığa sahip insanların yapısında bazen öyle bir inat ve ahlak düşkünlüğü vardır ki yalnızca başkalarının yanında değil baş başa kaldıklarında bile çok sevdikleri varlığa duygularını göstermezler, hatta yalnız kaldıklarında bunu hiç yapmazlar; yalnız ara sıra onların sevgileri, kendilerini ne kadar uzun tutmaya çalıştılarsa bir o kadar şiddetli biçimde patlayabiliyor.

Gelecekteki mutluluğumuzu bir biçimde acıyla kazanmalıyız; yeni acılarla mutluluğumuzu satın almalıyız. Acı her şeyi temizler..Yaşamda ne çok acı var!

Dürüst olan insan hiçbir şeyden korkmamalıdır.

İnsanın düşünde bile görmediği şeyler başına gelebilir.

İnsanlar başkalarının onlara verebileceklerinden fazlasını neden beklerler? Oysa bu tür insanlar düş kırıklarını sık sık yaşarlar.

Ah Vanya, hepimiz ne çok şey istiyoruz ve ne kadar da kaprisli despotlarız! Ancak şimdi görebiliyorum. İnsanın yüz anlatımından küçücük bir değişikliği bile bağışlamıyoruz oysa o kişinin yüzünün neden değiştiğini bir tek Tanrı bilir!

Kendi kendimize dert yaratıp sonra da yakınıyoruz.

Önemli olan zeka değildir, zekayı yönlendiren insan doğası, yürek soylu özellikler, gelişimdir.

Aptal olduğunun bilincine varan bir aptal, artık aptal değildir.

Yalnızca içtenlik ve dürüstlük bizi doğruca hedefe götürür.

Sana saygı duymalarını bekliyorsan her şeyden önce sen kendine saygı duymalısın.

Dürüstlükle bir çok kötülük ortadan kalkabilir.

Aşk gelip geçicidir; ama uyumsuzluk sonsuza kadar kalır.

Eğer olanakların yoksa, sorumluluklarını yerine getiremiyorsan eş olmaya da hiç bir sorumluluk üstlenmeye de hakkın yoktur. Yalnızca aşk yetmez; aşk eyleme dönüşür, oysa sen şöyle düşünüyorsun: ''benimle acı çeksen bile benimle yaşa!'' Ama bu hiç de insancıl bir davranış değil.

Seni kandırmalarına izin vermemek için yalnızca zeka yeterli değildir, bunun için yürek de gerekir.

Yüce gönüllü bir yürek acıdığı için sevebilir.

İnsanın belki de yapabileceği en büyük kahramanlık, yaşamında kendini ikinci kişi rolüyle sınırlandırmasıdır.

Eğer şöyle olabilseydi (insan doğası gereği hiçbir zaman olmaz) her birimiz hiç sıkılmadan değil insanlara, değil en yakın arkadaşlarına, kendine bile söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri dile getirseydik dünyaya öyle bir pis koku yayılacaktı ki hepimiz boğulacaktık.

Bir şey ne kadar erdemliyse, bir o kadar da bencilcedir.

Yaşamda her zaman her şeyin en alçakgönüllüsüyle yetinmeliyiz.

Tok açın halinden anlamaz diyorlar; ben ise şunu ekleyeceğim: bazen aç da açın halinden anlamıyor.

Çaresizliğin ve acının doğurduğu bir duyguyla bazı insanlar kendi yaralarını deşerler. çok kaybetmiş yürekler bunu sık sık yaşar.

İnsan ne kadar kurnazlık yaparsa yapsın tüm ipuçlarını gizleyemez.



FYODOR DOSTOYEVSKI




4 Nisan 2015 Cumartesi

SUÇ VE CEZA (2. BÖLÜM)

Bir kişi ne kadar kurnaz ise, saçma sapan bir şey yüzünden yanılgıya düşebileceğine de o denli az ölçüde kuşku duyar. en kurnaz adamı en önemsiz bir şeyle tuzağa düşürmek gerekiyor.

Biz sonsuzluğu her zaman, anlaşılması güç çok ama çok büyük bir şey gibi tasavvur ederiz! Ama niye illa da çok büyük olsun ki? Belki de tam tersidir. İster misiniz, orası küçücük bir oda, bir köy hamamı gibi isli paslı bir yer olsun, köşelerinden salkım salkım örümcekler aksın? Al sana sonsuzluk! Kimi kez sonsuzluğun böyle olabileceğini tasavvur ediyorum.

Ona dayanma gücü veren neydi? Olasılıkla ahlaksızlık değildi? Görünüşe göre, bütün bu pislik mekanik bir biçimde yalnızca bedenine değip geçmişti; gerçek ahlaksızlığın bir damlası bile onun ruhuna yüreğine ulaşamamıştı..

İnsanın her şeyden önce özgürlüğe ve iktidara gereksinimi vardır.

Biliyor musunuz, sanırım bütün sorgu yargıçlarınca uygulanan bir hukuk kuralı, hukuki yöntem vardır? Buna göre, sorgu yargıçları ilk önce, dolambaçlı yollardan, eften püften konularla yada ciddi ama asıl dava ile ilgisi olmayan kimi sözlerle işe başlarlar. Amaç; deyim yerindeyse sanığı cesaretlendirmek yada belki dikkatini dağıtıp kuşkusunu uyutmak sonra birden, hiç beklemediği anda en tehlikeli ve korkunç soruyu bir çekiç gibi tam tepesine indirmektir. Öyle değil mi? Sanırım bu yöntem bütün çalışmalarınız da bugün bile dini bir bağlılıkla uygulanıyor.

İnsan doğası bir aynadır, hemde aynaların en saydamı! Karşısına geç ve hayranlıkla seyret!

Andrey Semyonoviç, oda haline gelmiş, yaygın kabul görmüş düşünce akımlarına posta pulu gibi yapışıp hemen onu kirleten, karikatürize eden çok sayıdaki bayağı ve sığ insanlardan biriydi.

Hem geleceğin toplumunda kavga dövüşün yeri yoktur.

Şu koşullarda doğal sayılmayan yarın bütünüyle doğal görülebilir... Her şey insanın, içinde bulunduğu koşullara bağlıdır. Koşullar her şeyi belirler. İnsan ise bir şey hiçtir.

İnsanlığa yararlı olan her şey soyludur.

Belki de, günlük yaşantımızda herkesin ve hepimizin uygulamaya zorunlu olduğumuz kimi toplumsal gelenekler ve törenlerde birçok yoksul insanın yalnızca ''başkalarından geri kalmamak'' ve o başkaları tarafından ''ayıplanmamak'' düşüncesiyle son gücünü harcayarak biriktirdikleri son kopeykalarını harcamaya iten o ''yoksullara'' özgü gurur, hepsinden de çok etkili olmuştur.
-
Sonya acıyla; ''Onun yada bunun yaşamasına karar verme hakkını bana kim verir?''

Raskolnikov genç kıza neredeyse umutla bakarak sordu:
''Demek ki beni bırakmayacaksın Sonya?''
Sonya bağırdı:
-''Hayır, hayır! Hiçbir zaman, hiçbir yerde! Hep ardından geleceğim... Senin ardından her yere geleceğim! Aman Tanrım! Oh, ne kadar mutsuzum! Neden, neden seni daha önce tanımadım? Neden bana daha önce gelmedin? Ah, Tanrım!''

Herkesin akıllı olmasını beklemeye kalkarsam bu hiçbir zaman olmayacak, insanlar değişmeyecek...Ve hiç kimse onları değiştiremeyecek...

İktidar ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. Burada bir tek önemli olgu var: O da cesaret etmek! Yalnızca cesaret!

O zaman öğrenmek istediğim şey başkaydı; kolumu yöneten başka bir şey vardı: Bende herkes gibi bir bit miydim, yoksa insan mıydım? Bunu bir an önce öğrenmeliydim. Önüme çıkan engeli aşabilir miydim, aşamaz mıydım? Sınırı aşabilir miydim, yoksa aşamaz mıydım? Tir tir titreyen bir hayvan mıydım, yoksa ''hak sahibi'' bir insan mıydım?

Kimi kez, haydutların eline düşen bir adamda tıpkı böyle yarım saat boyunca ölüm korkusuyla tir tir titrer. Ama artık bıçak gırtlağına dayanınca korkusu geçer.

İş zamanda değil, sizin kendi içinizdedir. Siz bir güneş olun, herkes sizi görür. Çünkü güneş her şeyden önce güneş olmalıdır.

İnsan kesinlikle ölçüyü kaçırmak zorunda. Çünkü birincisi; birisi için ölçü dışı sayılan bir şey, başkasına doğal görülebilir; ikincisi her şeyde ölçülü olursak, gerçi çirkin bir hesaplama, o zaman bize ne yapmak kalır? Bu olmazsa, insanın beynine kurşun sıkması işten bile değil.

Seven bir kadının ne kadar çılgın ve kör olabileceğini tasavvur edebilir misiniz?

Bir genç kızın yüreğinde bu türden bir acıma duygusu uyandığında kendisi için tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Çünkü bu durumlarda kesinlikle ''kurtarmak'' yola getirmek, diriltmek, soylu ilkelere yönlendirmek çabaları baş göstermeye başlar.

Birisiyle yeni tanıştığımızda daha düşüncesiz ve dikkatsiz davranmaktan, ağzımızdan sürekli bir şeyler kaçırmaktan kendimizi alamayız.

Dünyada açık yüreklilikten daha güç, övmekten daha kolay bir şey yoktur. Açık yürekliliğe karşı en küçük bir kuşku yaratma belirtisi doğduğu anda onun bütün varlığı dağılır ve sonucu rezalet olur. Oysa övmenin her yanı kuşkulu olsa yine de hoş görülür ve zevkle dinlenir.

Bir insan tutkudan kudurursa işini aptallıklara dökebilir.

Başarısızlığa ulaşan her şey aptalca görünür. 

Ona öyle geliyordu ki, hapishanedeki insanlar ötekilere kıyasla yaşamı daha çok seviyor, ona daha çok değer veriyorlardı.

konuşmak istediler ama sesleri yetmedi. Gözlerinde yaşlar oturmuştu. İkisi de solgun ve bitkindi. Ama bu sayrı ve solgun yüzlerde artık yepyeni bir geleceğin şafağı, yeni bir yaşamın yeniden dirilişi okunuyordu. Onlar, aşkın sayesinde yeniden doğmuşlardı. Birisinin yüreğinde diğerinin yüreği için sınırsız bir yaşam kaynağına dönüşmüştü.




FYODOR DOSTOYEVSKI